burden-man-waterfall

Bu yük kapıyı bir kere çalar…

Yükleri sırtımdan atma yılı sanırım bu yıl
Çok söyledim oldu.
Hayatımda, isteğim dışı yer alanların, omuzlarıma ne kadar yük bindirdiğini fark etmemiştim. Azar azar oluyor çünkü. Tonlarca yükü bir anda sırtına koymuyorlar insanın. Sen de fark etmeyip eğer hepsini kabulleniyorsan bir bakmışın, belin bükülmüş, kolların güçsüz, ellerin ayakların tutmuyor, çaresiz….
Farkına vardığım gün, yükümün ağırlığını daha da fazla hissettim. İnsanın sırtına, tonlarca ağırlık minik minik yüklendikçe, toplam ağırlığı pek fark etmiyorsunuz. Alıştıra alıştıra yapıyorlar, tadını çıkara çıkara yüklüyorlar, ara sıra durup bir nefes sigara içiyorlar, onlar dinlenirken, o sırada sen adlarına bahaneler üretiyorsun, tam “belki” dediğin sırada, sigaralarını söndürüp tekrar iş başına geçiyorlar. Yüklüyorlar da, yüklüyorlar…Artık sırt ağrılarım, bel fıtığım, güçsüz kollarım bana avazları çıktığı kadar bağırıp, isyan ettiklerinde fark ettim yükümün ağırlığını…
O gün nasıl kurtulacağımı düşünmeye başladım. Dizlerimi kırıp yere otursam, o yükle yere oturamıyorum, sırtımdan birden atsam bana zarar verecek.
Aslında Hafiflemenin hayali bile o yükün ağırlığını azalttı. Sonra baktım ki nasıl evdeki eşyaları atarken derleyip toparlıyor bir yere koyup ufaltıyorum. O zaman dedimki kendime, önce bu yüklerimi bir derlemem, katlamam toparlamam lazım. Baktım ki yüküm küçülüyor ama ağırlığında bir değişiklik yok.
O halde, yardım almalıyım. Ona ucundan tutturdum, buna sırtımı dayadım, ötekine bir kısmını yükledim, berikinle birlikte yüklendik. Ama bir türlü o yükten kurtulamadım. Aslında sırtımdaki yükün teslim edileceği yere gidene kadar sırtımda kalacağını, bunu yerine ulaştırmanın sadece benim sorumluluğum olduğunu fark ettim.
Artık hedefim belliydi. Ve ilginçtir ki, yüküm bu kararlar ile giderek hafifliyordu.
Bu kararı verdiğim günden beri, bel ağrısı, sırt ağrısı, boyun ve omuz tutulmaları hissetmiyorum.
Artık, paketi teslim etmenin kapıyı çalmanın vakti geldi….

Share