City-lights

Bir avuç ışık…

Uçağa bindiğim zamanlar, aşağı baktığımda, koca koca şehirlerin bir avuç olduğunu görürüm.

Hava hafif kararmışsa hele, bir avuç ışıktan ibarettir, o koca koca binalar, caddeler, egolar…

O ışıklar birbirinden bile ayrılamaz, bir eve mi ait, sokağa mı, fabrikaya mı anlayamam.

Bir avuç ışık…

Bir avuç ışıktan oluşmuş hayatlar…

İnsanoğlunun ne kadar küçük ne kadar değersiz olduğunu gösterir.

Bu derece kendini yok edebilen bir canlının, bu dünyadaki  varlığının nedenini merak ederim.

Kendi “var olma” savaşında ortama bu kadar uyum sağlamayı, ayakta kalmayı başarabilen,

ayakta kalmak bir yana, kendini devamlı geliştirebilen tek canlı olduğunu düşünürüm insanoğlunun…

Ama yıllarca yaptıklarını bir çırpıda yıkıveren tek canlı olduğuna da eminim.

 

“Duygu”larını red ettikçe,  duygularının esiri oluyor.

 

Güç duygusunun verdiği tatmin, savaşlara yol açıyor,

önleyemediği hırsları kendisini yok etmesine sebep oluyor,

hayatı hep savaşarak yaşadı ve yaşıyor,

kendi elleri ile yok ettiği huzuru bulmak için yıllarca çaba harcıyor

kendini o kadar yok sayıyor ki,

kendi içinde bulacağı mutluluğun Kaf dağı’nın ardında olduğunu düşünüyor

ve buna o kadar inanıyor ki, birçoğu aramaktan bile vaz geçmiş…

arkadaşlar, kardeşler, karı-kocalar, aileler, yöneticiler, “ego savaşlarının” esaretinde ayakta durmaya çalışıyor,

bitmek bilmeyen didişmeler, kavgalar, gürültüler, hırslar, yok etme çabaları, düşmeler, kalkmalar,

hayatı zorlaştırmalar…

aslında ne kadar küçük olduğumuzu, ne kadar komik ve gereksiz şeylerin peşinde koşuştuğumuzu görürüm bir avuç ışığa bakarken…

ve o koskoca karanlığın içinde ne kadar yalnız ve aynı zamanda da ne kadar kalabalık olduğumuzu,

aslında bu küçücük dünyada birbirimize ne kadar muhtaç olduğumuzu,

tek başımıza asla bir şeyi yapamayacağımızı, hep diğerlerinin yardımına ihtiyacımız olduğunu görürüm.

Uçaktan indikten sonra, aynı hengamenin, ego savaşlarının, güç gösterilerinin içinde buluveririm kendimi, bir kaç dakika önceki düşüncelerimi unutur, karışırım o kalabalığın arasına…
Ta ki bir gün yine bir uçağa binene kadar….

Bu çatışmalar, kavgalar, gürültüler neden?

Asıl amaçları ne bu insanların?

Neyi kazandıklarını sanıyorlar,

neyi kaybederek?
Başka bir uçak yolculuğunun konusu olur benim için…

Share