kalbimizdesin_agac

Sizce pes etmeli miyim?

Evim yokuş aşağı ben bahçe katında oturuyorum.

Bahçemin bir kısmı altında su deposu ve bir daire olduğundan beton, diğer bir kısmı ise, tüm evimin önünden diğer apartmanlara sınır çizecek ve içinde her nevi yeşilliği barındırabilecek şekilde toprak..

Eve taşındığımdan beri ekiyorum, biçiyorum. Bahçeyi güzelleştirmeye çalışıyorum.

Para harcadım. Üstelik eve taşındığımdan beri sabah 6:00’da kalkıp işe gidiyor, akşam 21:00 gibi evde oluyorum. Hafta sonları yaz aylarında yazlık evimizdeyim, kış aylarında zaten sinema, tiyatro, arkadaşlar vs derken ev pansiyon gibi…Ama ısrarla evin içini güzelleştirdiğim gibi dışı için de uğraşıyorum. Üstelik ekme, biçme, dikme işlerinden de pek anlamam. Soruyorum soruşturuyorum, yapıyorum.

Beton alana ahşap çitler aldım. İçine toprak koydum, sardunyalar ektim. Büyük bir saksı aldım, onun içine de, palmiye ektim. Şu alış veriş merkezlerinde gördüğünüz gibi saksıda palmiye…

Akdenize gittiğimde, büyük taşlar getirdim. Onları cilaladım. Karadeniz’e gittiğimde oradan da büyük taşlar getirdim. Onları da cilaladım. O çitin önüne dekoratif biçimde yerleştirdim.

İlk taşındığım yıllarda, tam köşede incir ağacı vardı. Kuşlar üstünde cıvıl cıvıl, sabah kuş sesleri ile uyanıyorum. Ben de güller, ortancalar ektim.

Sonra bir gün geldim incir ağacı budanmış. Fakat o ne budanmak, kökü topraktan ancak iki parmak yukarıda. Belli ki aslında sökülmek istenmiş ama üşenilmiş, kesilmekle kalmış. Nedeni belli değil. Yönetici ile kavga gürültü derken, onun yerine “karayemiş ekelim biz sizin oraya” dediler. Ekildi. Tamam süper dedim, yaz kış yeşillik, büyüdükçe kuşlar bahçemde gene cıvıldamaya başladı.

Ben de diğer yerlere zakkumlar ektim. Artık karşımdaki beton duvarları görmüyordum. Bahçem yeşillik içinde, zakkumlar açtığında, sıcak bastığında penceremden içeri mis gibi kokular geliyordu.

Sonra tam mutfak penceremin karşısına limon ağacı ektim, yanına defne…O defne o kadar güzel büyüdü ki, kuş cıvıltaları daha da arttı. İki apartmanın arasında, öyle güzel uzadı ki, apartmanın üçüncü, dördüncü katına kadar geldi. Limon ağacımızdan limon alıp, kesip yemeye kıyamadık. Gelip gidip kokluyorduk.

Aşağıdaki boş daireye ihtiyacı olan birileri taşındı. Bir aile…Çok ucuza kiraladılar. Pencere falan yok öyle. Ara sıra bahçeye de bakmasını söylediler.

Bir hafta sonu tesadüf eseri evde otururken baktım birileri bahçemden çuval ile çıkıyor. Fırladım. Aşağı taşınan aile…Taşlarımı koymuş çuvala gidiyor. “Ne yapıyorsunuz”, dedim. Apartmanın bir yerinde bir duvara çimento ile taş döşeyeceklermiş!!! Nasıl bağırdığımı bilmiyorum. Şaşırdılar. Öyle ya, taş bu…

“Koca bahçede, o taşlar oraya güzel güzel kim niye dizmiş, bir de parlak parlak cilalı, bu taşlar buraya kendi mi geldi, sen benim bahçemden nasıl sormadan bir şeyler götürürsün, hiç mi bu burada düzenli bir şekilde duruyor, acaba niye diye düşünmedin” gibi bağıra çağıra geveledim ama karşımdaki adam 2 KB’lik (bilgisayar dilinde ancak bir e-posta yazılabilecek kadar kapasitesi olan) beyine sahip. Anlamadılar, ama bağırmamdan garip bir şeyler olduğunu sezip, taşları bıraktılar.

Bir gün eve geldim. Güller budanmış. Fakat o ne budanmak!!!

Gül ağaçları aynı incir ağacı gibi, yine topraktan iki cm yukarıda kökleri görünür şekilde. Bir daha o güller iflah olmadı. Çünkü ben evde yokken hep o şekilde budandı. Güller küstü. Ben bağırmaktan yoruldum. Ellemeyin benim güllerimi demekten yoruldum.

Ara sıra bahçeye masa sandalye atar, otururduk. Artık hevesimiz kaçtı. Oturmuyoruz.

Bir gün, defne ağacının kesilmesi gerektiğini söylediler, beton altındaki depoya zarar verebileceğinden bahsettiler. Direndim ama bir şey yapamadım, çok da haksız bulamadım. Zira su deposu ve kalorifer dairesinin duvarlarının patlamasını elbette istemem. Kesildi. İçim acıdı. Önüm boşaldı. Kuş sesleri azaldı.

Gezi olaylarının senesinin içinde, bir gün eve geldiğimde ise, tüm kara yemiş ve zakkumların kesildiğini gördüm. Bahçem bomboştu. BOM-BOŞ!!! Nasıl sinir krizi geçirdiğimi anlatamam. Ellerim ayaklarım titredi. Bütün gece ağladım. Bu satırları yazarken hala gözümden yaş geliyor.

Dediler ki, “yan apartmanın bahçesine bakan istinat duvarını çatlatacaktı”. Yan apartmanın bahçesine bakan istinat duvarını onca ağaç için güçlendiremez miydik? Yok, o uzun iş…Ne gereği var canım, keselim gitsin.

Tüm bunlar olurken bir de apartmanın belalı bir genç çocuğu var. Ara sıra motor getirir penceremin önüne bırakır, ara sıra araba getirir. Ona pencere önüne değil de, benim gözümün görmediği yerine bırakmasını söyleriz. Bahçenin benim görmeyeceğim yeri var ama o inatla getirir tam camın önünü ayarlar öyle bırakır. Bu yıllardır böyle devam eder. Bir akşam, tüm çiçeklerimi ve saksılarımı etrafa saçtığını görürüm, içlerinde çiçekler fırlamış, bir akşam koca palmiye ağacını devirdiğini görürüm ki ciddi fiziksel güç ister…

Alt kattaki adam, alıp diktiğim yeşil bitkileri “bunlar ot” diye, söker atar.

Artık, kuş sesleri yok. Geri dönüşüm inşaatları var. İnşaat sesleri duyuyorum. Masa ve sandalyelerimizi, bir arkadaşımıza verdik.

Bahçeye aylardır adım atmıyorum.

17 yıllık mücadele sonunda;

Palmiyemi güllere bakan salon camımın tam önüne çektim. Cam önüne pencere boyutunda, gerçek-miş gibi duran bitkiler aldım. Salonumun kesilen ağaçlara doğru bakan tarafındaki camlarımı vitray ile kapladım ki, sorunlu genç ve her daim yaptığı her şeyde arkasında duran aile ile bir daha muhatap olmayayım, motor mu bırakır ne bırakır umurumda değil.

Aşağıdakilere bahçenin bu tarafına geçtiğinizi görmek istemiyorum dedim. Diğer tarafı tam bir çöl…

Hayatımda iş, aile, hastalık, ülkedeki güvenlik sorunları, maddi sıkıntılar gibi bir dolu uğraşın yanında artık bir de her yerden kanser gibi sarmış bu zihniyet ile daha fazla uğraşmak istemiyorum. Evet her yerde var biliyorum. Ama artık buradakinden çok yoruldum.

Sorunlar ile senelerce uğraşmayı ve düzeltmeyi neredeyse kendime amaç edinmiş biriyim. Tuhaf bir şekilde kendime eziyet etmekten hoşlanır ve sonuna kadar mücadele ederim. Hiç bir sorundan hemen arkamı dönüp kaçmam. Ama olmadığını ve olamayacağını gördüğüm bir an gelir. İşte o zaman bırakıp gitmesini de bilirim.

Evimi, belalı birilerine veya oldukça kalabalık bir aileye satmayı planlıyor ve yeni bir ev arıyorum. Kim bilir belli mi olur belki; ormanları kesip kesip, koca koca siteler diktikten sonra, etrafa üç beş ağaç dikip de “ohhh ne güzel orman havası”, “en fazla yeşil bizim yeşil” diye reklam yapan sitelerden birinden ev alırım.

agac-anlamli-karikatür

Share